1 Aralık 2015 Salı

Tanrım, çok saçmayız :)

Bir akşam çoook geç bir saatte ve ben hala çalışıyorken, 12 yaşımdan beri bana ait olan, hatta o zamanlar reşit olmadığım için annemin adına açılan ve hiç değişmemiş olan cep telefonu numarasından bir kızımız aramıştı. Neredeyse bir saate yakın bir süre boyunca Sedat'ın telefonuna niye cevap verdiğimi, kim olduğumu, Sedat'la aramızda ne olduğunu sormuştu.


                                           "Evde iki tane duş yok, bilmem anlatabiliyor muyum"

Kıskançlık krizindeki bir yeni ergen hiç farkında olmadan birçok anayasal hakkımı çiğnemişti :)  Ne masumiyet karinesi kaldı, ne kişilerin huzur ve sükunu, ne kişilik hakları...

Dünyanın en  ekzantrik insanlarıyla aynı coğrafyayı paylaşıyor olduğumuza dair hepimizin buna benzer birkaç anısı vardır. 


Bugün de her zamanki gibi, çok yoğun bir gün olacağından ve sürekli ayakta durmak zorunda kalacağımdan dolayı ezeli ikilemimiz içinde kalmıştım; rahat mı olmalı, şık mı görünmeliydim. Seçimimi, aslında ayaklara büyük bir kin besleyen sadistlerce tasarlanmış ayakkabılardan yana kullandım. 


Ayak parmaklarına ölüüüüm!!

Kimbilir nereden bir diğerine koşuştururken, bir markete uğramam gerekti. Ufak bir şey alıp çıkacağımdan dolayı markete girerken alışveriş sepeti almamıştım. X indirime girmiş, Y'ye aslında görene kadar hiç bilmediğim kadar umutsuzca ihtiyacım varmış derken kollarım saçma sapan market ürünleriyle dolmuştu. Karşıdan dosdoğru üzerime bir adam geldi ve hiç istifini bozmadan ve hiçbir şey söylemeden aniden elimdeki ürünleri aldı ve hızlıca kasaya doğru gitmeye başladı. 

Bugün o pudingi yiyebilmek için kaç hafta squat yaptım, biliyor musun?!

Hiçbir şey anlamadım, hiçbir şey diyemedim. Arkasından bakakaldım. Enteresan hırsızım ise, kainatın sırları arasına karıştı.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder