İnsanların dişlerinin çürümediği, yüzlerinin kırışmadığı, vücutlarının çeşitli yerlerinin sarkmadığı yıllarda ne batı tıbbı vardı, ne kozmetik, ne de fitness salonları.
Şeker, rüzgarda huzur veren sesler çıkaran kamışlardan ibaretti, yeryüzü başlı başına ozon tedavisiydi, insanlar doğayla etkileşim halindelerdi.
"Kar etmek" fiili ortaya çıktıktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Organik bedenlerimize iyi bakmak kendimize olan saygımızdan ileri gelir, öz güvenimizi artırır. Daha mutlu ve iyimser insanlar olmamızı sağlar bu yadsınamaz. Ancak öncelikle bedenimizin bizi temsil eden tek/en önemli unsur olmadığını bilmek gerek. İkinci olarak da doğa denilen doğal müttefikimize yüz çevirip katkı maddeli kimyasallara boğazımıza kadar batmadan da bakımlı olabileceğimizi, hatta bu yöntemle çok daha fazla verim alacağımızı, çok daha az harcayacağımızı bilmek gerek.
Uzun zamandır tek bir tüp krem bile almadım. Ne yapıyorum biliyor musunuz?
Bildiğimiz kuru nane var ya hani, Fransızca bir isimle afili bir tüpte satılmadığı için itibar edilmeyen. Bayağı mücver yapılırken içine koyulan. O naneden bir tutam alıp, orta büyüklük ve derinlikle bir kaba koyuyorum. Üzerine kaynattığım suyu ekliyorum. Temiz bir havluyu başımın üzerinden kapatarak buharın dışarı çıkmasını engelliyorum. Bu şekilde 3-5 dk kadar yüzüme buhar uyguluyorum.
Sonra yalnızca nemlendirici uygulamak istiyorsam muzun kabuğunu yüzüme sürüyor, arındırıcı uygulamak istiyorsam, bir limon diliminin üzerine biraz bal koyarak dairesel hareketlerle yüzüme sürüyorum.
15 dk sonra yüzümü ılık suyla temizliyorum.
Bu arada son birkaç yılda adını duymaya başladığımız ve saç diplerine sürülünce saçların gürleşeceği rivayetiyle bize tanıtılan argan yağını İranlı ve Afganistanlı kadınlar ciltlerini nemlendirmek için kullanıyorlar. Denemek isterseniz, içine renklendirici ve parfüm katılan kozmetik piyasa ürünlerine itibar etmeyip aktarlardan almanızı tavsiye ederim. Büyük annelerin alışveriş ettiği yerleri takip edin.
Ayaklarınız gün boyu topuklu ayakkabıların içinde inliyorlar değil mi? Hatta "kadın tribi" dedikleri şeyin %99'u ayakları acıyan bir kadının sebepsiz olduğu sanılan öfkeliliği olduğunu hala anlayamadılar. Ilık suyun içine 1 çay kaşığı kaya tuzu koyup ayaklarınızı içinde dinlendirdiğinizde 10 saat yoga yapmışçasına dinginleşebileceğinizi biliyor musunuz? Sevgiliniz Merve'yle (There is always a Merve!) şu çok popüler olan gece kulübüne gideceğini, şarjının bitmek üzere olduğunu, bu gece onu beklememenizi söylese bile aldırmazsınız, o derece.. Ayaklarınızı kuruladıktan sonra, argan yağını sürerseniz bölgesel olarak sertleşmiş yerleri bile yumuşacık olacaktır. Merve de kimmiş...
Bir de arındırıcı maske için bir dilimini kestiğiniz limonun geri kalanının buzdolabında buruşmasına izin vermeyin, yiyebiliyorsanız yiyin, yiyemiyorsanız en azından suyunu için. C vitamini enerjik, güzel ve ışıltılı bir insanın gücünün kaynağıdır.
18 Aralık 2015 Cuma
1 Aralık 2015 Salı
Tanrım, çok saçmayız :)
Bir akşam çoook geç bir saatte ve ben hala çalışıyorken, 12 yaşımdan beri bana ait olan, hatta o zamanlar reşit olmadığım için annemin adına açılan ve hiç değişmemiş olan cep telefonu numarasından bir kızımız aramıştı. Neredeyse bir saate yakın bir süre boyunca Sedat'ın telefonuna niye cevap verdiğimi, kim olduğumu, Sedat'la aramızda ne olduğunu sormuştu.
"Evde iki tane duş yok, bilmem anlatabiliyor muyum"
Kıskançlık krizindeki bir yeni ergen hiç farkında olmadan birçok anayasal hakkımı çiğnemişti :) Ne masumiyet karinesi kaldı, ne kişilerin huzur ve sükunu, ne kişilik hakları...
Dünyanın en ekzantrik insanlarıyla aynı coğrafyayı paylaşıyor olduğumuza dair hepimizin buna benzer birkaç anısı vardır.
Bugün de her zamanki gibi, çok yoğun bir gün olacağından ve sürekli ayakta durmak zorunda kalacağımdan dolayı ezeli ikilemimiz içinde kalmıştım; rahat mı olmalı, şık mı görünmeliydim. Seçimimi, aslında ayaklara büyük bir kin besleyen sadistlerce tasarlanmış ayakkabılardan yana kullandım.
"Evde iki tane duş yok, bilmem anlatabiliyor muyum"
Kıskançlık krizindeki bir yeni ergen hiç farkında olmadan birçok anayasal hakkımı çiğnemişti :) Ne masumiyet karinesi kaldı, ne kişilerin huzur ve sükunu, ne kişilik hakları...
Dünyanın en ekzantrik insanlarıyla aynı coğrafyayı paylaşıyor olduğumuza dair hepimizin buna benzer birkaç anısı vardır.
Bugün de her zamanki gibi, çok yoğun bir gün olacağından ve sürekli ayakta durmak zorunda kalacağımdan dolayı ezeli ikilemimiz içinde kalmıştım; rahat mı olmalı, şık mı görünmeliydim. Seçimimi, aslında ayaklara büyük bir kin besleyen sadistlerce tasarlanmış ayakkabılardan yana kullandım.
Ayak parmaklarına ölüüüüm!!
Kimbilir nereden bir diğerine koşuştururken, bir markete uğramam gerekti. Ufak bir şey alıp çıkacağımdan dolayı markete girerken alışveriş sepeti almamıştım. X indirime girmiş, Y'ye aslında görene kadar hiç bilmediğim kadar umutsuzca ihtiyacım varmış derken kollarım saçma sapan market ürünleriyle dolmuştu. Karşıdan dosdoğru üzerime bir adam geldi ve hiç istifini bozmadan ve hiçbir şey söylemeden aniden elimdeki ürünleri aldı ve hızlıca kasaya doğru gitmeye başladı.
Bugün o pudingi yiyebilmek için kaç hafta squat yaptım, biliyor musun?!
Hiçbir şey anlamadım, hiçbir şey diyemedim. Arkasından bakakaldım. Enteresan hırsızım ise, kainatın sırları arasına karıştı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

